Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SADECE FUTBOL

Resim
  Antik Yunan’da tragedya, Dionysos kültünün taşkın, karanlık ve dönüştürücü enerjisinden doğmuştu. Dionysos, yalnızca şarap, coşku ve esrime tanrısı değildi; aynı zamanda insanın gündelik kimliğinden taşarak başka bir varoluş düzeyine geçmesini sağlayan sınır ihlallerinin tanrısıydı. İnsan sadece akılla, hesapla, günlük işlevsellikle yaşayamaz; kendini aşan, "ben"den daha büyük bir şeye dokunma ihtiyacı duyar. Bu toplumsallığın sıradan, ölçülü, kontrollü benliğin dışına çıkıp insanın var oluşunun kaynağındaki  bütünselliğe yeniden dönme arzusudur. Bu aynı zamanda toplumsal düzeni periyodik olarak askıya alıp sonra yeniden kurma yani bir tür toplumsal denge mekanizmasıdır. Tragedya da bu yüzden basit bir sahne sanatı değil, toplumun kendi korkularını, suçlarını, arzularını ve sınırlarını temsil aracılığıyla karşısına alıp izlediği, eş zamanlı kendini ve toplumu kabul ettiği, barıştığı, dönüştüğü bir aradalığının deneyimidir. Toplumun bozulan dengeleri insanın incinen hisleri ...

KÖRLEŞMENİN MÜHENDİSLİĞİ

Resim
  Bir toplumun çöküşü çoğu zaman insanların kötülüğü görmemesiyle değil, görmemeyi öğrenmesiyle başlar.   İnsanın hayata başkaldırısı, yaşama söylediği sözü; duruşudur Edebiyat. Dostoyevski körleşmenin zirvesine Raskolnikov ’da ulaşır. Çünkü Raskolnikov; karanlıkta kalan, hakikati göremeyen, cehaletin içinde sürüklenen sıradan bir insanın adı değil; O, çok daha tehlikeli bir eşiğin adıdır: kendi fikrinin ışığında kör olan insan. Onu korkunç yapan bilmemesi değil, bildiğini sanmasıdır. Suçu işlemeden önce vicdanını susturur; maktulü insan olmaktan çıkarır, bir teorinin bir amacın altına iter, sonra da  faaliyeti bir düşünce zanneder.  Orada da durmaz bu artık bir cinayet değildir. Toplum hayatı için gerçekleştirilmesi gerekendir. Bu noktada da kendine vazife çıkartır. Bunu yapması geren bunu fark eden olan kendisidir. Ayrıca bu onun dışında herhangi biri nin de fark edemeyeceği olduğuna göre bu toplumsal olarak ona verilmiş bir görevdir aslında. Raskolnikov'...

HERSEYİN ÖLÇÜSÜ İNSAN

Resim
  Her şey aslında çok basit bir kurala dayanır: İnsan, ihtiyaç duyduğunda üretir. Eğer elindeki bir araç işini görüyorsa, kimse yeni bir araç icat etmekle uğraşmaz. Ancak gün gelip mevcut çözüm yeni oluşan sorunu çözmüyorsa çatışma kaçınılmaz olur. Çatışma en yoğun biçimde ticaretin kalbi olan İyonya limanlarında somutlaştı.  Eskinin güçlü kralları birer mitosa dönmüş, daralan ekonomiler şehir devleti üzerinden imparatorlukların yerini almıştı. Limanlara farklı coğrafyalardan sürekli insan, mal ve onlarla birlikte düşünce de girip çıkıyordu. İyonyalılar, dışarıdan gelen bu insanların da pratik hayatta son derece başarılı, akıllı ve yetenekli olduğunu gördüler. Ancak sorun şuydu: Bu yabancılar, kendi geldikleri yerlerin düşünsel bagajlarını, yani bambaşka tanrıları ve evren açıklamalarını da beraberinde getirmişlerdi. İki farklı kültürün "kesin" ve sorgulanamaz kabul edilen inançları limanda karşı karşıya geldiğinde, mevcut yerel inancın işlevselliğini sürdürmesi imkansızlaştı...

SIRADANLIĞIN KÖTÜLÜĞÜ

Resim
Totaliter rejimlerin ideal öznesi fanatikler değil ;  artık hakikatin ne olduğunu önemsemeyen insanlardır. Hannah  Arendt  böyle  söylemiş. Kötülüğün sıradanlığı karşısında Adorno'nun sıradanlığın kötü ol duğunu  söyler. Ve bıyık altından güler; özellikle Minima Moralia ’da  faşizm ve kapitalizmin yarattığı dünyada doğru bir hayatın olamayacağını ve bu sıradanlaşmış çarkın içinde yaşamanın ahlaki bir bedeli olduğunu vurgular. Bu noktada ortaya çıkan şey insanı derin düşüncelere  sürüklüyor . Bizde hafifte argomsu bir laf  vardır , bir lafa bakarım birde söyleyen adama ;  adam mı diye. Tutarlılık ,  düşüncenin bir söylem olmasının ötesinde kendini bir insanın zihninden çıkıp tüm iş ve eylemlerine nasıl yansıdığının parodisi  aslında. Demek  ki  düşünce si  bu değilmiş. Ya da  başka bir  sey söyleyelim.   D üşünmek sadece etik üzeri bir alan  mı? Ya da düşünce  yaşanılan anda  pragmatik çöz...