Kayıtlar

Temmuz, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KOKU

Resim
      Ahmet Hamdi Tanpınar, "firari hakikatlerden söz eder. Louis Althusser, Bolşevikler ‘in 1920'lerde ki politikasını tartışırken,"doğrusu olmayan yanlışlar" deyimini kullanır, kendi doğrularından uzak düşmüş yanlışlardır bunlar. Walter Benjamin de Alman yazar Gottfried Keller'in "doğru bizden kaçıp gidemez" sözünü kıyasıya eleştirir. Bir de düşkünler evi düşünülebilir: bir odasında iki sağır oturmaktadır; daha yaşlı olanı ötekinden, yan odadan lazımlığı almasını ister. Genç sağır, yine bir sağırın bulunduğu yan odaya geçer ve "ihtiyar, bahçeye çıkmak için paltoyu istiyor" der. Üçüncü sağır, yatağının altından lazımlığı alır, öbür odada bekleyen ihtiyara götürür. Pamuk ipliğiyle bağlı olmak. Adorno, Negatif Diyalektikte, felsefenin sadece başlangıç ve sonlardan dem vurmasından, hareketin kendisinden ve izlediği yoldan hiç söz etmemesinden yakınırken, doğrunun "kırılabilirliğine, incinebilirliğine" dikkat çeker: "Doğru, tözünün...

NARCİSSUS

Resim
    Sanat, en genel anlamıyla yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılır. Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiştir. Antik dönem Yunan estetiğinde, eski Yunanlılar, estetiğin bağımsız bir bilim olabileceğini düşünmemişlerdi. Onların eserlerinde, güzel hakkındaki fikirler, ahlak ve politika ile karışık bir şekilde ifade edilmişti. Oysa tarih içinde çeşitli sanat olguları, sanat akımları, estetik düşünce sistemleri incelendiğinde güzel ve güzellik kavramının tek değişmeyen niteliğinin, değişkenliği olduğu kolayca görülecektir. Antik çağdan günümüze önemli estetik kuramlar incelenirken güzellik kavramına değişik anlamlar yüklendiği görülür. Klasik dönemde, sanatın amacının güzel ve iyi olanı yansıtmak olduğu düşüncesinin hakim olduğu klasik estetik kuram, sadece sanatla ilgili değildi ve hatta bu gün de değil zira estetik sadece düşündüğünüz gibi sanatı ilgilendiren bir kavram da değil.  Estetiğin; aynı zamanda oto...

KÖR TAPA(2)

Resim
         Her çağın insanı, çağının yansımasıdır ki aslında bu çift taraflı bir etkileşim olup insanı belirleyen toplum, toplumu ve onun kültürünü yaratan ise bireysel seçimlerdir. Tamda bu sebeple yakındıklarımız, şikayet ettiklerimiz, kendimiziz. Kuşak çatışması; bundan önce eski kuşağın her dönemin yeni kuşağıyla; anlamlarının, amaçlarının ve beklentilerinin uyuşamaması, eskilerin yeniye, değişime olan direnci, eleştirisi ve tüm bu değişimlere  ayak uyduramaması sorunuyken; bu uyumsuzluk bugün, her neslin kendi nesliyle yaşadığı bir ayrışma ve kopuşu anlamına geldi ki bence eski yabancılaşma kavramından başka bişey bu. Bu gün bireyselleşme, birey toplum ilişkisi içinde her bir bireyin; sadece kendi jenerasyonundan, aidiyetinden ayrılışıyla sınırlı değil; diğer yaş guruplarından, farklı kültürlerden, anlamlardan diye uzayan liste var. Bireyin tek başına ve ancak kendi yalnızlığıyla barıştığında dayanabileceği, ayakta kalabileceği, var olabileceği mottoları...