Kayıtlar

HERSEYİN ÖLÇÜSÜ İNSAN

  Her şey aslında çok basit bir kurala dayanır: İnsan, ihtiyaç duyduğunda üretir. Eğer elindeki bir araç işini görüyorsa, kimse yeni bir araç icat etmekle uğraşmaz. Ancak gün gelip mevcut çözüm yeni oluşan sorunu çözmüyorsa çatışma kaçınılmaz olur. Çatışma en yoğun biçimde ticaretin kalbi olan İyonya limanlarında somutlaştı.  Eskinin güçlü kralları birer mitosa dönmüş, daralan ekonomiler şehir devleti üzerinden imparatorlukların yerini almıştı. Limanlara farklı coğrafyalardan sürekli insan, mal ve onlarla birlikte düşünce de girip çıkıyordu. İyonyalılar, dışarıdan gelen bu insanların da pratik hayatta son derece başarılı, akıllı ve yetenekli olduğunu gördüler. Ancak sorun şuydu: Bu yabancılar, kendi geldikleri yerlerin düşünsel bagajlarını, yani bambaşka tanrıları ve evren açıklamalarını da beraberinde getirmişlerdi. İki farklı kültürün "kesin" ve sorgulanamaz kabul edilen inançları limanda karşı karşıya geldiğinde, mevcut yerel inancın işlevselliğini sürdürmesi imkansızlaştı...

SIRADANLIĞIN KÖTÜLÜĞÜ

Totaliter rejimlerin ideal öznesi fanatikler değil ;  artık hakikatin ne olduğunu önemsemeyen insanlardır. Hannah  Arendt  böyle  söylemiş. Kötülüğün sıradanlığı karşısında Adorno'nun sıradanlığın kötü ol duğunu  söyler. Ve bıyık altından güler; özellikle Minima Moralia ’da  faşizm ve kapitalizmin yarattığı dünyada doğru bir hayatın olamayacağını ve bu sıradanlaşmış çarkın içinde yaşamanın ahlaki bir bedeli olduğunu vurgular. Bu noktada ortaya çıkan şey insanı derin düşüncelere  sürüklüyor . Bizde hafifte argomsu bir laf  vardır , bir lafa bakarım birde söyleyen adama ;  adam mı diye. Tutarlılık ,  düşüncenin bir söylem olmasının ötesinde kendini bir insanın zihninden çıkıp tüm iş ve eylemlerine nasıl yansıdığının parodisi  aslında. Demek  ki  düşünce si  bu değilmiş. Ya da  başka bir  sey söyleyelim.   D üşünmek sadece etik üzeri bir alan  mı? Ya da düşünce  yaşanılan anda  pragmatik çöz...