HAKİKAT AŞKA SÜRGÜN; İBNİ RÜŞD&DANTE

            Geçenlerde internette gezinirken şöyle bir metinle karşılaştım. Cemal Süreya, Doğan Hızlan’ın kendisiyle yaptığı bir söyleşiden bahsediyordu.  “Cemal Süreya kimdir” sorusuna, “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur” der ve bir süre düşündükten sonra “Biyografim bu kadar”  diye tamamlar sözünü.  Bir söz ustasının kendini  bu kadar anlatması , Süreyya  Dersim İsyanı’ndan sağ kurtulmuş, annesini kaybetmiş ve doğduğu topraklardan sürgün edilmiş biridir. Bu ülkenin acı tarihinden payına isyan yılları düşmüş, henüz yedi yaşında sürgün edilmiş ve “yersiz-yurtsuzluğu” onu kendi hayatına dair ketum bir insan yapmıştır.  
Benim bu hafta kafamda bir araya nasıl getirip anlatsam diye düşündüğüm  konu başlıkları, Aristoteles, İbni Rüşt ,  Dante , limbo , Cehennem tasvirleri ,Rafello ‘nun Atina Okulu freski, Stanza Della Segnatura , Hakikat konularıydı. Bunların arasında benim o ana kadar fark etmediğim bağ , önüme çıkan yazıydı. 
         Gücün kaynağı ister  ‘Kılıç veya Asa’ olsun fark etmez; zamanın neresinde olursa olsun, hakikati, arayan insanın cezası aynıdır, Ancak bu noktada dikkatli olmamız gereken çok önemli unsurlar var, burada anlatmak istediğim felsefenin yani düşüncenin Hakikati bulma çabasıdır .Dindar bilinç neden hakikate ulaşmak için çabalamaz. Çünkü inanç, doğduğunda insana hazır verilendir; aranıp bulunmaz. O dinin içine doğmakla Tanrıyı kazanırsınız. Bu sebeple kimse kendine bedava verilmiş bir şeyi bulmak için de çaba harcamaz .   Düşünmek ise ; bedel ödemek, emek vermek , soru sormaktır  . Sorgulamak ise farklı disiplinler arasında çalışmak, farklı bakış açılarını öğrenmek ve bunları birbiriyle karşılaştırmak ve yadsımakla kazanılır. Tüm bunlar da konfor alanını terk etmektir Kim rahatını bozmak ister, kimin soru sormaya ihtiyacı vardır? Cevap başına gelenin acısının hazır verilenlerde, öğretilenlerde olmaması, ve hakikati arama arzusunun tükenmemesidir. 
     Bilinenler bir bütündür, sizden önce aynı soruyu sorup oradan geçenlerin çabasıdır. Kitaplar sadece okunmakla insanın içinde anlamsız bir  yığına dönüşür. Ama tüm okunanalar insanın içinde, kendinde  dönüşümü sağladığında aydınlanan ,algısı genişleyen, sorgulamayı öğrenen ; irfana yani erdem ‘e ulaşır. Galip gelmek değildir amaç, belki  de hep mağlup olmaktır. Ancak ERDEM, her defasında, koşulsuz olarak tercihini insandan,  onun varlığının değerli ve öncelikli  olduğunda yana kullanmaktır.
        SÜRGÜN , insanı ömür boyu sürecek bir anlamsızlığın ; ızdırabına terk etmektir. İnsan sadece metabolizmasından kaynaklı olarak canlı değildir. Ayrıca yaşamsallığı , ona kimliğini ve kişiliğini veren toplumla sürdürdüğü ilişkisinden de  kaynaklanır. Bağları, tarihi onun yaşam sebebidir. Aidiyetinden yanına alabildikleri , zihnine sığdırabildiği kadardır. Sürgünde kendisini, ailesini , geçmişini, kimsesizliğini  ,derdini, yabancılığını, fikrini, duygularını, aşkını, yalnızlığını, en çok da öfkesini bu zihinde taşımak zorundadır. Bu sebeple taşınanlar üzerine eklenen acı ile birlikte; zihnindekiler , anılara değil ızdıraba  dönüşür. İnsanın en büyük düşmanı  da aynı zihni paylaştığı yabancıyla arasındaki öfkedir. Koparılmışlığının acısını dehaya dönüştürebilme yeteneğini kazanmış olanlar yolculuğun hikayesini anlatabilenlerdir. Ayrıca bu, yolculuk hakkında şiir yazabilme becerisini kazanmanın da hikayesidir.Dante Alighieri ‘nin Komedyası batı  kültürünün temel yapı taşıdır. Ortaçağın en büyük eseri olarak kabul edilir , içeriğine duyulan saygı da sayısız esere ilham verir. Dante’nin dehasına neden olan acı , ona  ‘İtalyan Dilinin Babası’ unvanını kazandıracaktır. 

Komedya cehennemde başlar ,  Sürgün Dante’nin kendi hikayesinin cehennemidir. Dante 1308 ile öldüğü 1321 yılları arasında, evsiz bir sürgün, kendi şehrinde düşmanları tarafından yasaklanmış ve mallarına el konulmuş ve kovulmuş  bir adamdır.  Komedyayı sevdiklerinin yanına döndüğü anda kellesinin kesilmesine mahkum olarak yazmıştır. Böylece, Dante, Cehennemin ve Araf’ın da hayatın bir parçası olduğunu anlar. Hikaye , evine geri dönüş yolculuğunda öbür dünyanın üç aleminde yürüyüş yapmak zorunda olan kayıp bir hacının kendine yolculuğudur. Ruhun Tanrı'ya kavuşmasının yolculuğu . Böylece Cehennem, Araf ve Cennet'in , ruhun kurtuluşunda üç adımıdır. Günahın tanınmasını gösteren cehennem, Araf günahın kefareti ve ardından gelen kutsal yaşam da Cennet olarak yorumlanabilir.
 ​    Şiir Dante ve ortaçağ insanının algısına özgüdür. Kendilerini anlama  , günahlarını tanıma ve Tanrıya yükselmeden önce onları red etme anlayışıdır . İçinde bulunduğu karanlık ortam onun günahıdır. Dante’nin Günahı’ nın gurur olması olasıdır. Zira bilincini yansıtır. Kendini düşmanlarının üzerinde görür ve bu gurur onu onursuz gördüğü koşullar altında Floransa ya dönmekten alıkoyar.
    Limbo cehennemdeki ilk  dairedir.  Limbo’yu anlamak ; yolculuğu  ve bu yolculuğun sonunda gittiği rotaya neden gitmeye karar verdiğini anlamak , anlamına gelir. Limbo cehennemin tek aydınlık yeridir. Çünkü buradakiler erdemlilerdir. Onlar yaptıklarından  değil; yapamadıklarından dolayı ilahi ışıktan mahrum kalanlardır.  İsa’dan önce yaşayıp, vaftiz edilemedikleri için cehennemdedirler. Cezaları , Tanrı’ dan ayrı ve bağışlanma umudundan uzak kalmaya mahkum olanlardır. Şeytanlar tarafından eziyet edilmezler ; kendilerine zararda verilmez ancak tüm ruhlarda umutsuz bir arzu ve melankoli hakimdir. Lanetlenmişler ‘FİLOZOFLARDIR’. Hepsi bir aradadır. Homeros, Diogenes, Tales ,Empedokles, Aristoteles, ve ayrıca Müslüman Filozoflar İbni Rüşt , İbni Sina , Selahaddin Eyyübi bile vardır. Komedyasında Dante onlarla karşılaştıkları ilk anı anlatırken ‘ Biraz daha kaldırınca gözlerimi , bilginlerin en bilginini filozofların arasında otururken gördüm. Herkes ona bakıyordu , herkes ona saygılarını sunuyordu .Aristoteles’in arkasında Sokrates ve platon vardı . Ötekilerin önünde ona daha yakın oturuyorlardı ’. Bu insanlar Dante’ nin  bu zorunlu kopuş  yolculuğunun , kendisinden önceki yolcularıdır. Hakikatin arandığı bu yolda , kendisinden önce soru soranlardır.
     Komedya, şiir, edebiyat yoluyla aslında politik hicivdir. Kiliseyle o kadar savaşmasına, papaları cehenneme yollamasına rağmen Vatikan yine  en büyük yok etme yöntemini uygular , 1272 tarihli bir kararnameyle Komedya resmi olarak onaylar  ve  Dante Alighieri ‘yi AZİZ ilan eder. Dante'nin öğrencisi Giovanni Boccaccio da dahil olmak üzere 14. yüzyıldaki yorumcular, hem kutsal konusu hem de edebi önemi nedeniyle Komediyi “İlahi” olarak adlandırmaya başlarlar. 
      Aristoteles’ten sonra Dante için en önemli filozof  adı her geçtiğinde kendisinden Büyük Şarih diye bahsettiği İbni  Rüşttür .Neredeyse tek bir Müslüman öğrencisi olmamış  , Müslümanlar tarafından da hiç  takip edilmemiştir . Ancak hiç abartmaksızın: Rönesans’ın gerçek hazırlayıcısıdır. Pagan romanın Anadolu topraklarında Hristiyanlık inancıyla değişim geçirdiği dönemde; filozofların bilim ve felsefe yapması pagan olmaları nedeniyle yasaklanmış, sürülmüşlerdir. . Müslümanların hakimiyetine giren Şam  ,Bağdat ,Antakya ,Harran, Nusaybin ,Cundişapur’da kurulan medreselerde binlerce Yunanca eser Süryaniceye çevrilir. Müslümanlar;  felsefeyi, Süryanilerden Hristiyanlardan öğrenip, Latin Hristiyanlara öğretirler. 

    Bu yolculuk Müslüman filozoflar aracılığıyla 12.yy da önce Endülüs’e, oradan da Sicilya yoluyla Avrupa’da felsefenin yayılmasını sağlayacaktı. Batı; Endülüs’lü İslam felsefecisi İbni Rüşd ’ün şerhleri olmasa Aristoteles’le bağlantı kuramayacaktı. Bugün bizde felsefe, nasıl batı kökenli, yabancı ve değerlerimize bir tehdit olarak algılanıyorsa o günün de batısı Endülüs’tür. Kiliseyle arasına mesafe koymak isteyen, laik, ilim adamlarının en çok takip ettiği düşünür ise İbni Rüşttür.  Ancak, hiç kuşkusuz bilim ve felsefenin kesinlikle yıkıcı etkisi vardır ve din adamlarının İbni Rüşd ‘e tepkisi; bu tehlikenin ‘Müslümanların ‘eliyle gelmesinden kaynaklanır.
   İbni Rüşd ‘ün Paris Üniversitesin ‘deki öğrencileri Seküler Latin İbn Rüşdçüler ve kendisine muhalefet etmiş olsalar bile, yine de İbni Rüşd ‘ün öğrencisi olmaktan vazgeçmeyen Hıristiyan Aristotelesçiğinin Babalarıydı. Birbirine muhalefetleri ise Aristoteles’i kimin yanlış anladığı üzerineydi. Seküler Latin İbn Rüşd’çülüğün liderleri Brabantlı Siger’in dediği gibi: “Şu anda Tanrı’nın mucizeleriyle hiçbir ilgimiz yok, çünkü doğal şeyleri doğal bir şekilde ele alıyoruz. Bazen, dini bir hakikatle çelişen rasyonel bir düşünce, aklın zorunlu bir sonucu değil,   gerçeği değil filozofların öğretisini arıyoruz bu sadece olası bir sonuçtur diyerek; felsefe ve din arasındaki çatışmayı yumuşatmaya çalışsada ; bu  aklın vahyedilmiş hakikatle çelişen düşüncelere yol açmasının akıl almaz olduğunu düşünen din adamlarının düşmanlığını yatıştıramadı.  Çünkü kilise iki tane doğruya izin veremezdi. Çünkü, kilisenin öğretilerinin dışında bilgi içeren bilim olamazdı. Sonsuz, ezelden var olan evren, dönen bir dünya, kilisenin öğretilerine uygun değildi. Sınır koymak gerekiyordu. Bu sınır kilise tarafından önce görüşleri nedeniyle yasaklanan aforoz edilen  daha sonra kilise tarafından AZİZ ilan edilen ; kendisi de İbni Rüşd ‘cü olan Thomas Aquinas’ın görüşleri ve yazdığı reddiyeler ile gerçekleştirildi. Yeni Aziz 1322 de bulunmuştu 1917 de görüşleri Katolik Kilisesi’nin resmi görüşleri ilan edildi. Bilginin kaynağı vahiy ve akıldır. Bu ikisi de tanrıdan geldiğine göre birbiriyle çelişmez. 
1509-1511 yılları arasında Atina Okulu freski, Stanza Della Segnatura’ da  Papalığın özel siparişi üzerine kütüphane olarak kullanılacak bir salonun, devasa dört duvarında  Teoloji, Felsefe, Şiir ve Hukuk karşılıklı olarak Rafello ‘ya  sipariş edildi.  Rafello resmi yaptığında 27 yaşındaydı ve bu unsurları resmetme kabiliyetinin haricinde, söz konusu konular hakkında derinlemesine bir bilgiye veya entellektüel bir geçmişe de  sahip değildi. Resmin arka planındaki akademik çalışma muhtemelen Rafello ’nun Urbino ‘lu hemşerisi yakın arkadaşı kütüphaneci Tommaso Inghirami ‘nin bilgileri ve Vatikan kütüphanesinin kapsamlı kaynakların yardımıyla, papalığın istediği fikirleri yansıtacak şekilde kurgulandı. Vatikan bugünde, dün gibi çok önemli arşivlerin sahibidir. Bilgi her zaman en büyük güçtür. Gücü elinde bulunduran bilgiyi de istediği gibi kullanır.
   Vatikan’ın amacı sadece karşılıklı resmedilen Teoloji ve Felsefe ’nin (akıl ve vahiy) birbirleriyle uyumlu olduğunu göstermek değildi ayrıca Pagan Felsefe ile Hristiyan Felsefesini de bir araya getirmek istiyordu. Böylece Atina okulu freski Antik Çağdan beri farklı zamanlarda yaşamış, matematikçileri, filozofları ve bilim adamlarının bir araya getirerek ,bilginin bu insanların ortak çalışmasının eseri olduğunu ve bu gün ortak çabayla  şekillenen bu dünyayı da  tek bir yerde ; San Pietro Bazilikası/ Vatikan’ın, çatısı altında birleştirmekti. Bu, felsefe, bilim ve teolojinin birbirinden farklı yöntemlerine rağmen aynı amaca sahip olduğunu gösterir ; evrensel gerçeği keşfetmek.

      Dante’nin komedyasın da merkezde Aristoteles varken Atina okulu freskinde ; iki büyük düşünür Aristoteles ve Platon merkez de bir araya getirir. Platonun felsefesinde çevremizde gördüğümüz dünya sonsuz ve değişmeyen; daha yüksek ve daha üst bir gerçekliğin sadece yansımasıdır. Platon için bu dünya dışı gerçeklik tüm gerçekliğin, güzelliğin, adaletin ve bilgeliğin merkezidir. Platon elinde kendi fikirleri, Timaios kitabı vardır, eseri Platonu karakterize eden kitabıdır.  Aristoteles in eli aşağıya doğrudur onun gerçekliği ise görerek dokunarak ve gözlemleyerek elde edebileceğimiz bu dünyadadır , onun elinde  kitabı Ethica vardır. Bu Platonun reddettiği gerçekliktir. Timaios komedya da yerilmiş Ethica ise övülmüştür. Kilise ise aynı fikirde değildir. Aristo ve Platonun ellerindeki Ethica ve Timaios ile bir araya getirir. Aristoteles ‘in Evrenin kadim olması / tanrı evreni yoktan yaratmadığını, evrenin hep var olduğu görüşünü savunur.   Platon ise Timaios’ de evrenin yaratıldığını, ruhun ölümsüzlüğünü savunur. Ruhun ölümsüzlüğü kilise için olmazsa olmaz kavramdır, zira ruh ölümsüz olmazsa ahirette olmaz, Tanrı’ya kavuşulamaz, Dinin kendisi de olmaz. Bu, felsefenin teolojiyle uyumlu düşündüğünün ve dine   karşıt olmadığının kanıtıdır. 
      Evrenin kadim ezelden beri var olduğunu söyleyen Aristo’nun elindeki Ethica ise siyaset ve ahlakı anlattığı evrene bakışından parçalar içermeyen Kiliseyi rahatsız etmeyecek tek eseridir. Zira pagan filozoflar ve Hristiyan felsefesi arasında sorun yoktur. Hatta Kilisenin kendisi de Platoncu Aziz Augustinus fikirleri üzerine inşa edilmiştir. Aristoteles de zaten Platonun öğrencisidir Sorun kafir İbni Rüşd ‘dür. O hem Hristiyanlara hem de Müslümanlara göre felsefeye sadece Aristo’nun kendisini inceleyerek başladığı için Aristoteles’i yanlış anlamıştı. Aristoteles in arkasında Hocası platon onun arkasında Sokrates ve Rönesans’ta onu yorumlayan Hristiyanlar için fikirleri Tanrıyla ilgili olan Pisagor vardı. Öyleyse Aristoteles’in fikirleri de kafirce olamazdı. Problem Müslüman İbni Rüşttü. İbni Rüşt böylece kilisenin talimatıyla, ölümünden sonra bunca emeğine rağmen, ölümünden sonra tekrar sürgün edilir. Sonsuz utancın, zamansız sürgünü. Hiçbir filozof onun kadar yanlış anlaşılmamış ve iftiraya da uğramamıştır.
     Freskin en can alıcı noktası, Rafello’ nun Filozofları resmettiği Kronoloji dahilinde İbni Rüşd ‘ün ; Raphael in kendini, İzmirli Apelles olarak resmettiği, son nokta yerinde resmetmek yerine  ; felsefenin başladığı noktada ,  düzenin matematiksel bir uyumla hareket ettiğini düşünen Pisagor un arkasında resmetmesidir . Bu aşağılamadır. Çünkü, İbni Rüşd, felsefeyi  baştan öğrenmesi gereken; bir bilgi hırsızı imgesinde betimlenir.
İbni Rüşt’ün, muhtemelen en önemli zaferi ölümünden 400 yıl sonra , bu kez de Spinoza, tarafından  keşfidir. Spinoza , bu zamanda  Aristoteles, Medigo, Maimonides ve İbni Rüşt’ü tekrar fark eder ancak o da yine ruhun ölümsüzlüğünü ve Tanrı'nın varlığını inkar etmekle suçlanır, Sürgün edilir. Ancak  Spinoza’nın Eleştirel, bağımsız düşünmeyi savunmasının Aydınlanma üzerinde kalıcı etkisi olacaktır.  
    Sürenler güçlü de sürülenler mi güçsüz sanıyorsunuz. Avrupa düşüncesinin oluşumunda Müslüman bilim adamları ve filozofların kurucu bir rolü olduğuna şüphe yoktur. Bununla birlikte, Müslüman dünyasının yüzyıllara yayılan bir entelektüel krizle karşı karşıya kaldığı da bir gerçektir. Diktatörlükler ve dini bağnazlık , Müslüman bilimini ve felsefesini yok ederken, Batı ileriye doğru önemli sıçramalar yaptı. Her köşe başında Müslüman Filozofları yeniden keşfederek. Ancak Müslüman Filozofların; dünya düşünce tarihindeki rolünü inkar etmek, tarihin kendisine tecavüz etmektir. Hakikati arayanlar korkmasın ,sormaya devam etsin , sürgün edenlerin gücü varsa , hakikati arayanların da birikerek artan cesareti , dehası, yeteneği ve erdemleri var . En güzeli de ; insanın var olduğu günden beri sürgünde  önüne çıkan kendinden önceki yolcuların ayak izlerine bir izi de kendisinde ekleme şansı da hep var . LİMBO ‘ da bekleyenlere en içten  selam ve sevgilerimle… Size güzel haberlerim var ;  sormaya devam ediyoruz.
 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HERSEYİN ÖLÇÜSÜ İNSAN

HEYKEL

SIRADANLIĞIN KÖTÜLÜĞÜ